Murat Turan/ Temmuz 30, 2018

Kaliteyi yeniden tanımlamalıyız…

Çünkü dert, sıkıntı, kasvet, karamsarlık nevinden ne varsa hayatımızda, kalitesizlik yüzünden geliyor başımıza…

Çalışma ortamında kaliteden ne kastedildiğini az çok hepimiz anlıyoruz. Ürettiğimiz ürünün müşteri beklentilerini karşılayacak kadar iyi olması olarak özetlenebilir. Ancak benim kastettiğim kalite bununla kısıtlı değil.

Aslında kaliteyi hepimiz seviyoruz ve arıyoruz. Bu içimizde, fıtratımızda var.

Bir manava gitseniz alacağınız meyvelerin en kalitelisini talep ediyorsunuz. Araba alacaksanız gücünüzün yettiği en kaliteli arabayı istiyorsunuz. Giyecek mağazasında kaliteli kumaşları, kaliteli tasarımları, iyi derileri almak istiyorsunuz. Aynı fiyattaki iki üründen kalitesiz olanını talep edecek hiçbir aklı-evvel yok aramızda.

Peki sadece ürünlerde mi oluyor bu kalite?

Kaliteli bir hakim, kaliteli bir futbolcu, kaliteli bir doktor, kaliteli bir sütçü, kaliteli bir tesisatçı, kaliteli bir simitçi tanımlanabilir mi?

Peki, kaliteli ilim, kaliteli “din”, kaliteli sanat, kaliteli siyaset, kaliteli müzik, kaliteli edebiyat olur mu?

Olmaz olur mu?

Keşke kalitesizleri olmasaydı ama hepsinin kalitesizi bolca mevcut ve sıkıntılarımızın ana kaynağını da bunlar oluşturuyor.

Bir nesnenin ya da olgunun, örneğin sanatın, kalitelisini tanımlamaya çalışalım:

Kaliteli ürün öncelikle sahte ya da taklit olmaz. Kendine ait bir değer, bir emek, bir öz içerir. İkinci olarak kaliteli şey daha uzun ömürlüdür. Kimi asırlarca kalır, birkaç günde tüketilmez. Kaliteli şeyi hemen benimseriz, insan yaradılışına uygundur, eğreti durmaz. Aynı zamanda kaliteli şey amacına uygun, yapılış, yaradılış amacına uyumlu olur.

Peki ama, kaliteli ürün bu kadar iyiyse, neden etrafta kalitesizler var? Neden kalitesizler daha çoklar?

Kalitelisini yapmak zor da ondan. Kaliteli olandan bir tane yapana kadar kalitesizden onlarcası yapılıyor ve çokluk tutkusu insanların içinde yer alıyor.

Tekasür suresinin 1 ve 2. ayetlerinde şöyle diyor Yaradan : “Çokluk tutkusu sizi helak etti. Sonunda kabirleri ziyaret ettiniz”. Yani bu tutku siz ölene dek bırakmadı da içten içe siz helak etti, yedi bitirdi.

Daha çok mal, daha çok kadın, daha çok para, daha çok zevk, daha çok ün, daha çok saygı, daha çok makam istiyoruz. Çok olunca da kalitesi düşüyor işlerin.

Bir başka sebebi de bu işin; kaliteli ile kalitesizi ayıracak kadar zekaya, eğitime, bilince sahip olmayan tüketiciler. Bunlar sahteler ile çok kolay kandırılıyor ve ömürlerini gerçek zannettikleri sahtelerle heba ediyorlar. Aklını işletmeyen bir topluluğun karşılaşacağı daha başka bir sonuç yok.

O halde; insandaki hırs ve açgözlülük ile cahilliğin birleşimi bizi her alanda kalitesiz adamlara, kalitesiz işlere, kalitesiz aşklara, kalitesiz inançlara götürüyor.

Halbuki evrenin kanunu kalitelinin çokluğa üstün gelmesi şeklinde yazılmış. Bakara suresi 249. ayetin sonunda şöyle yazıyor;

“Nice sayıca az topluluk, Allah’ın izniyle nice sayıca çok topluluklara galip gelmiştir.”

Birbirine inanan, bir “sebep” sahibi bir avuç insanın mucizeler yarattığını çok gördü bu dünya. Sayıca, imkanca, teknoloji olarak çok geride olmasına rağmen “kaliteli” adamlardan oluşan bir ordunun karşıyı mahvettiği birçok örnek var.

Kalitesiz insanlardan, kalitesiz eğitimden, kalitesiz inançtan oluşan çok kalabalık grupların etkisizliğini de çok gördü. Hala görmeye de devam ediyor. Bakınız, dünyada 1.7 milyar Müslüman yaşıyor. Yahudi nüfusu ise bunun %1’i kadar. Peki bu %1’in bilime katkısına, patent başvurularına, bilimsel makale sayılarına bir bakın. – Biraz eski ama konuyla ilgili bir yazıya buradan ulaşabilirsiniz. 

Aynı %1’in dünya siyasetine, karar mekanizmalarına, para lobilerine, güç odaklarına etkisine bir bakın.

Sonra dönüp aynı noktalarda Müslüman nüfusun etkisine bir bakın. Aradaki farkı anlayabiliyor musunuz?

Normal şartlarda harika bir haritası ve pusulası olan, mükemmel de bir kaptanı olan bir geminin yolundan şaşmaması gerekir.  Kur’an gibi kusursuz bir yol göstericisi ve Hz. Muhammed gibi harika bir kaptanı olan bu geminin yoldan nasıl bu kadar çıktığını oturup düşünmemiz lazım. Dünya üzerinde varlığını sürdüren ya da sürdürmüş olan hiçbir inanç sistemi, “İdrak et, anla” emri ile başlamadı. Hiçbir kitap “aklını işletme” ye bu kadar vurgu yapmadı. Hiçbir öğreti “kaliteli insan” olmayı İslam kadar anlatmadı.

Bunca nimetin içinde, en “kaliteli insanlardan” oluşan topluluk olmamız gerekirken bu kalitesizlik, kifayetsizlik, liyakat ve ehliyetten uzaklık nedir? Nedir bu çevremizi kuşatan düşük ahlak standartları? Nedir bu bencillik, adamcılık, tarafçılık?

Bizim kaliteyi yeniden tanımlamamız lazım. Kaliteli insan olmanın gereklerini, asıl olanın buna ulaşmak olduğunu yeniden kendimize anlatmamız lazım.

Yaşamın her alanında kaliteyi talep etmek zorundayız.  Kaliteli bir eğitim sistemi, kaliteli insanlardan oluşan bir parlamento, kaliteli bir adalet sistemi istemeliyiz. Bunların yokluğu rahatsız etmeli bizi. Elimize kalitesi bozuk bir ürün geldiğinde, nasılsa anlamaz diye müşteriye gönderip daha fazla para peşinde koşmamamız, kaliteli azın kalitesiz çoktan, eninde sonunda iyi olacağını unutmamamız lazım.

Eğer bilim ile uğraşmıyorsanız, size sunulanı anlamak ve idrak etmek ile ilgili çaba sarf etmiyorsanız, aklınızı işletmek için bir çabanız yoksa, “kalitesiz” bir insan olmuşsunuz demektir.

Hurafeler ile saf gerçeği ayıramıyorsanız, size söylenenlerde çelişkileri görmüyorsanız, torpil ve kayırma peşine düşmeden hiçbir işin peşinden gidemiyorsanız, “kalitesiz” bir insan olmuşsunuz demektir.

Kimse bakmaz iken kaytarıyorsanız, aklınız hep sistemdeki boşlukları yakalamaya çalışıyorsa, en büyük hayaliniz bir şekilde köşeyi dönmek ise, “kalitesiz” bir insan olmuşsunuz demektir.

Dostluk, vefa, aşk, gayret, sabır kelimeleri hiçbir şey ifade etmiyorsa size, “kalitesiz” bir insan olmuşsunuz demektir.

Başkalarının acıları sizde yankı bulmuyorsa, birilerine adaletsizlik yapılıyorken siz kayrılan taraftayken bu size batmıyorsa, “öteki” dediklerinizin nefes bile almasına tahammülünüz yoksa, “kalitesiz” bir insan olmuşsunuz demektir.

Tüm bunların farkındaysanız ama karşısında duracak cesaretiniz yoksa, korkudan ya da tembellikten sinip her şey için “böyle gelmiş böyle gider” diyorsanız, zulmün karşısında sessiz iseniz, “kalitesiz” bir insan olmuşsunuz demektir.

Kaliteli insanların kurduğu kaliteli bir düzenin her şeyden önce adil olmasını beklerim ben. %100 dana eti etiketli bir üründe tavuk eti, incik vb. şeyler var ise, bu yakalandığında ne yapıldığı ve olmaması için ne önlemler alındığı gösterir sistemin kalitesini. Yapanın yanında kalıyorsa her türlü hile, talan ve yolsuzluk biz hangi kaliteden konuşacağız?

Devlet arazisine hukuksuz şekilde bir bina yapmayan, vergisini zamanında veren, işçilerini sigortalı çalıştıran kişi kendisini keriz gibi hissediyorsa ne diyeceğiz?

Bunu gören halk da bundan rahatsız değilse, duyduğunda isyan etmek yerinde “ula biz de hemen bir yere acil bina yapalım” dürtüsü hissediyorsa içinde, o ülkede kalitesizlik artık kültür haline gelmiş demektir.

İşletmede çalışan ile yatanı ayıramıyorsak, kaytaranın yanına kalıyorsa yaptığı, düzgün olarak işini yapan kendisini keriz olarak hissetmeye başladıysa, orada da kalitesizlik bir kültür olmuştur artık.  Düzgün çalışanlar işini bozuk yapanları uyarmıyor da kötüler iyilere neden çok adet çıkarıyorsunuz diye fırça atmaya başlamışsa, bilin ki, “kalitesiz” bir sistem kurulmuştur. Pozisyonların liyakate bağlı olarak düzenlenmediği hiçbir sistem kalitesizlik dışında bir sonuç vermez.

E kalitesiz insanlardan kurulu kalitesiz bir sistemin, işletmede, fabrikada, ülkede, dünyada kaliteli bir sonuç vermesi mümkün müdür?

Adalet duygusunu zedelediğimizde olanları görüyor musunuz? Adaletsizlik insan kalitesini düşürdüğü an artık gerisinden hayır beklemenin anlamı yok. Zengin ile fakir, bilmem ne partisinden olan ile olmayan, makam mevki sahibi ile sıradan vatandaş adalet önünde eşit midir bu ülkede? Kendi koydukları otoyol hız limitine uyar mı Ankara’nın şımarık çocukları?

Siz; para sahibi olanın, makam sahibi olanın, falancaya üye olanın açıkça kayırıldığı bir adaletsizlik sistemi kurarsanız, insanların bunları elde etmek için her yolu mübah sayıp tüm ahlaki değerleri yıkmalarına ne engel olabilir?

Ne güzel söylemiş büyük padişah;

O halde önce aklı yeniden göreve davet edeceğiz. Tüm inanç sistemimizde, tüm geleneklerimizde, tüm değerlerimizde, tüm davranışlarımızda önce aklı sonra da ahlakı sorgulayacağız. Madem ki Müslümanız diyoruz, o halde aklını işletmeyen ve her davranışında ahlaklı olmayan bir Müslüman tanımı olmadığını da iyi bileceğiz.

Kaliteyi yeniden tanımlayacağız. Kaliteli insanlardan oluşan bir ülke, topluluk, fabrika, aile olmadan ne ileri adım atılacak ne de başımızdaki bu dertler ve musibetler sona erecek.

Buyrun size delilleri;

“Şüphesiz, yeryüzündeki hareket eden canlıların Allah katında en kötüsü aklını işletmeyen sağırlar ve dilsizlerdir”Enfal Suresi 22

“Allah pisliği akıllarını kullanmayanların üzerine yağdırır.” Yunus Suresi 100

“Hiç kuşkusuz bir toplumun bireyleri kendi iç dünyalarını değiştirmedikçe Allah da o toplumun gidişatını değiştirmez.” Ra’d Suresi 11

Gayet açık ve net değil mi?

Kaliteli insan olmaya ihtiyacımız var. Hayatımızda önemli addeddiğimiz değerlerimizi değiştirmeye ihtiyacımız var.

Var oğlu var…

Keşke, onları yapmak lazım, bunları yapmak lazım diyerek problemler çözülebilseydi. Ama en azından, lazımlığı bilmek, etrafı daha da batırmamıza engel olacaktır. Lazımlığı bilenin doğruyu yapmaya başlaması umulur ki daha kısa sürer.

Kendi kalite seviyenize dışardan bir bakın. Gördüğünüzü beğenmezseniz, birşeyler yapın. Ne olursa. Küçük ya da büyük bir şeyler yapın. Daha çok okuyun, okuyanları okutun mesela. Anlatılanlara göre öbür tarafta kalitesiz malları direk yakıyorlarmış haberiniz ola…

Aşağıda, bu yazıda bana ilham olan ve benzer birçok ifade kullandığım Mustafa İslamoğlu’nun “Kaliteye Talip Olmak” konulu konuşmasının video linkini bulabilirsiniz. 1 saatinize kesinlikle değer. Ayrıca İslam ülkelerinin adalet, dürüstlük, liyakat vb. temel ilkeler ile yapılan bir değerlendirmede dünya sıralamasında nerelerde olduğunu da bir alttaki linkten okumanız mümkün.

 

Bu videoyu izlemenizi kesinlikle tavsiye ederim.
http://www.yenisoz.com.tr/islam-ulkeleri-musluman-cikmadi-haber-19532

Share this Post