Murat Turan/ Şubat 9, 2026

Mutlu musunuz? 

Ben değilim….

Genel olarak “mutlu olmak” diye bir şey var mı ondan da emin değilim…

Mutluluk Arayışı

45 yıllık hayatım bana mutluluğun garip bir yanılsama ve ütopya benzeri ulaşılmaz bir hedef olduğunu öğretti. Hayatın verdiği hiçbir imkân, hiçbir haz beni sürekli mutlu bir insan yapmaya yetmedi. Mevcutta sahip olduğum imkanların bin katına sahip olsam, yine de edeceğini sanmıyorum. Çünkü işin aslı zahirde değil özde gizli. 

Dışarıdan görünen her şeyin altında görünmez gizli bir katman var. Eğer onu görmeye ve anlamaya başlarsanız, hayatta öğrendiğiniz birçok şeyin aslının, görünenin tam tersi olduğunu fark etmeye başlıyorsunuz.

Örneğin dışarıdan bakınca alan her zaman karlıdır, çok kazanan her zaman mutludur, güç kimdeyse egemenlik ondadır. Mutlu olmak daha fazla imkan ve güç sahibi olmakla mümkündür. Aksini söyleyenler ise kendi fakir dünyalarında pembe rüyalarını gören ya da kendini avutup acı gerçekten kaçmak isteyenlerdir.

Ama bu katmanın ardına bakınca, ki bu zamanla kazanılan bir yetkinlik, gerçeğin çoğu kez tam tersi olduğunu anlıyorsunuz.

Veren tarafta olmak, alan olmaktan daha keyiflidir. Çok para ya da mevki mutluluk getirmez, mutsuzluk da getirmez, bağlantı yoktur. Güç ve imkan sahibi olmak çoğu kez sizi kibre ve batağa sürükleyen tuzaklardır ve siz gücün kendinizde olduğunu sadece “zannedersiniz”.  Vezirken rezil olmak, şah iken mat olmak saniyeler içinde olabilir. Eğer hayat sizi sıfırlayarak sınarsa aslında ne biriktirmeniz gerektiğini iliklerinize, hücrelerinize kadar anlarsınız…

Sizin için gerçekten endişelen birileri, değer verdiğiniz birileri, “aileden” dediğiniz birileri ( soy ağacına göre aileden olması zorunlu değil), “dost” dediğiniz birileri varsa hayatta bundan daha değerli hiçbir şeyin olamayacağını ve hiçbir paranın bunları alamayacağını anlıyorsunuz. 

Asıl “mutluluk” verenin, başarma hissi, görevini tam yapma hissi, bir fayda sağlama ve işe yarama hissi olduğunu da zaman öğretiyor size.

Anlam, İşe yarama Duygusu

Ben en çok yaşlanınca işe yaramamaktan korkarım mesela…

Sadece benim değil, farkında olsalar da olmasalar da, insanoğlunun en büyük kaygısı “anlam” dır aslında. Kendi varlığına bir anlam katmak. Neden geldim bu dünyaya, ne işim var benim sorusuna cevap bulmak. Sürekli ararız cevabı… Bilimde, felsefede, dinde.. Hatta metafizikte, yıldızlarda, fallarda, büyülerde… 

Cevap tanrının kendisi gibidir. Bin bir delille apaçık önünüzde durur ama yine de gizli ve görünmezdir. 

Hayat nefes aldığımız ilk andan, son nefese kadar sürekli evirir çevirir insanı. Halden hale geçirir, evreden evreye taşır. Yüzlerce kez sınar, yüzlerce kez fırsat sunar, yüzlerce kez hayal kırıklığına uğratır.  Eğer hangi halde olursanız olun ana amacı bir “fayda” yaratmaya taşıyabilirseniz gerçek hazzın ne olduğunu ve hayata anlam katma işini çözmüşsünüz demektir. 

Hedef daha çok para, şehvet, lüks, güç değil daha çok “fayda” olmalıdır. Diğerleri olabilir de olmayabilir de. Varken yok olabilir, sonradan bulunabilir. Ama hal ne olursa olsun, insan çevresine “fayda” sağlayan olmak yoluna girerse, ancak o zaman hayatından tatmin olabilir.

Bu fayda da kansere çare bulmak gibi devasa bir şey olmak zorunda değildir. En küçüğü, en miniği bile çok değerlidir.  Görevin neyse dürüstçe, ahlakla en iyi şekilde yapmaya çabalamak, çevrendekileri maddi manevi fayda sağlamaya çabalamak, Kur’an’da iyi işler yapmak olarak ifade edilen şeydir aslında…

Kim salih bir amelde bulunursa, kendi lehinedir, kim de kötülük ederse, o da kendi aleyhinedir.” Fussilet 46

“Kim (İlâhî mahkemeye) bir iyilikle gelirse yaptığının on katını kazanacaktır;[¹¹⁴⁹] ama kim de bir kötülükle gelirse onun aynısıyla cezalandırılacaktır: fakat hiç kimseye haksızlık yapılmayacaktır.” En’am 160 

 

Hayattaki anlam arayışı ve mutluluk üzerine o kadar çok yazılmış eser var ki, basit bir arama yaptığınızda bile sayı ve çeşitliliğine şaşırırsınız. Tüm insanoğlu bilgeliği dönüp dolaşıp aynı eksene gelir. Hayatı değerli kılan tek şey sizin ona yüklediğiniz anlam(lar)dır.  

 

 Friedrich Nietzsche şöyle demiş :  “Hayat anlam aramakla değil, anlam yaratmakla değer kazanır”

Demek ki bu anlam denen şey, aramakla bulunan ya da bir şekilde bize gelen bir şey değil. Onu biz kendimiz yaratmalıyız. 

Bu konuda Naval Ravikant’ın bir fikri var: 

 

Hayattaki amacın, sana en çok ihtiyacı olan insanları bulmak, sana en çok ihtiyacı olan işi bulmak, sana en çok ihtiyacı olan projeyi ve sanatı bulmaktır. Orada sadece senin için bir şey var. 

– Naval Ravikant 

 

Daha önceki yazılarda kendisinden defalarca bahsettiğim, Logo terapinin kurucusu Victor Frankl, bu konuda en çok söz söylemeye yetkin kişilerden biridir. Çünkü kendisi hayatın en zalim olduğu zamanlardan birinden, Nazi toplama kamplarından sağ çıkmayı başarmış ve oradaki bilgelik ve deneyimini psikolojiye aktarmıştır. Onun “İnsanın Anlam Arayışı” kitabından bir alıntı yapalım:
 

İnsanı hayatta anlama ulaştıran üç temel yol vardır. İlki bir yaratım ya da görev yerine getirme sürecidir. İkincisi, bir şeyi deneyimleme ya da biriyle etkileşimdir. Üçüncü yol ise umutsuz bir durumun çaresiz bir kurbanı bile, değiştiremeyeceği bir kaderle karşı karşıyayken kendi ötesine geçebilir ve bunu yaparken kendini değiştirebilir. Kişisel bir trajediyi bir zafere dönüştürebilir.”

 

 

Yani öncelikle bir görevi layığıyla yapma ve değer yaratma süreci, ikinci olarak başka biri ya da yeni bir durumla deneyim yaşama hali ve son olarak sizin yardımınıza ihtiyaç duyan birine yardımcı olma durumu… Bu üç halin resmini yapabilseydik, mutluluğun resmini çizebilirdik Abidin…

Mutluluğu tarif etmek zorunda değiliz belki de.

Bir gün dönüp geriye baktığımızda, birilerinin hayatına küçük de olsa faydamız dokunmuşsa, görevimizi yapmış sayılırız.
 

Share this Post