Doğru bildiklerini tüm sıkıntılara, tüm baskılara ve hatta ölüme karşı savunanların hikayelerine göz atmaya devam ediyoruz. Dokuz Köyden Kovulanlar – 1 yazımıza buradan ulaşabilirsiniz…
Bir önceki yazıda, çok değerli insanların hayatlarından örnekler vererek, doğruyu savunmanın her zaman dikenli bir yol olduğunu ve mutlaka zahmetle sınandığını ifade etmeye çalıştık. Bu, doğru olanın niyetinin, iradesinin ve sadece hak için bu mücadelede olduğunun ispatı için Tanrı tarafından yazılmış bir kader. Şöyle diyor Kur’an-ı Kerim;
İnsanlar yalnızca “İman ettik” demekle, sınanıp denenmeden bırakılacaklarını mı sanıyorlar? Doğrusu, onlardan öncekileri de sınamıştık; fakat Allah her halükârda hem doğru söyleyenleri belirleyecek, hem de yalancıları belirleyecek. (Ankebut 2-3)
Bir başka ayette, dokuz köyden kovulanlar arasında en önde gidenler olduğunu söylediğimiz peygamberler ve arkalarından gidenlerle ilgili şöyle bir ifade var;
Nice peygamberler var ki, kendileriyle beraber birçok Allah dostu çarpıştı da bunlar Allah yolunda başlarına gelenlerden yılmadılar, zaafa düşmediler, boyun eğmediler. Allah, sabredenleri sever. (Ali İmran 146)
Yılmadılar, zaafa düşmediler, boyun eğmediler. Bu, ifade etmeye gayret ettiğimiz erdemleri çok güçlü şekilde özetliyor. Burada kısaca değineceğim önemli bir nokta da Kur’an’ın “Sabır” kelimesine bakışı. Biz sonradan anlamını tahrif ederek sabretmeyi susmak, ses çıkarmamak, eziyete katlanmak haline getirsek de, yukarıdaki ayetten açıkça göreceğiniz gibi, bir çok yerde Allah bu kelimeyi zalime karşı susmamak, boyun eğmemek, hak olanı söylemeye devam etmek olarak almıştır.
O halde susmayanlarla devam edelim;
7. Antone Lavoisier

Modern kimyanın babası olarak görülüyor Lavoisier, çünkü onun zamanına kadar antik yunan öğretilerinin ötesine geçilememiş, hava, su, toprak ve ateşten oluşan 4 element olduğu bilgisi kabul edilmişti. Kendisinin yaptığı çalışmalar farklı elementleri ortaya çıkarmış, gazların keşfine olanak sağlamış ve modern kimyanın temellerini atmıştı. Ayrıca “Maddenin Korunumu Kanunu” nu buldu. Bu, hiçbir şeyin yoktan var edilemeyeceğini ve var olan bir şeyin de yok edilemeyeceğini ifade ediyordu. Hidrojen ve oksijen elementlerinin keşfi ve metrik sistemin oluşturulması da kendisine aittir.
Peki evreni, ayetleri kimya ile okumaya çalışan bu çok değerli beyine ne oldu dersiniz?
Kralın düşmesi ve devrimcilerin Cumhuriyet ilanından sonra, 1794 yılında, eften püften bir sebeple 1 gün içinde tutuklandı, yargılandı, suçlu bulundu ve idam edildi. Suçlu bulan yargıcın : “Cumhuriyetin bilginlere ihtiyacı yoktur” şeklindeki çığır açan düşüncesi de kayıtlara geçmiştir. Yobazlığın kraliyetle, Cumhuriyetçilikle çok da alakalı olmadığını gösterir bu cümle bana. O da bilim düşmanlarıyla çok boğuşmuştur. Çağdaşı matematikçi Lagrange kendisi için;
” Fransızların bu kafayı uçurması sadece 1 saniye sürdü, ama yerine bir benzerini getirmeleri yüzyıllarca mümkün olmayacak” demişti.
Doğruluğu çok zayıf olsa da kendisi ile ilgili yaygın bir iddia da idamı sırasında yaptıklarıdır. Başka bir siteden bir alıntı ile bunu da not olarak düşelim;
Hikayeye göre ünlü Fransız kimyager Antoine Lavoisier, dönemin yobaz bilim düşmanlarıyla verdiği mücadelede “Bu kelleler hiçbir işe yaramaz!” diye bağırdı. Hemen sonrasında da yargılanıp ölüme mahkum edildi. Ancak ölümü sırasında bile bilim ve öğrenme aşkıyla yanıp tutuşuyordu. Bu nedenle asistanlarından bir tanesine, giyotinle yapılacak idamı sırasında kafası kesildikten sonra gözlerini dikkatle incelemesini söyledi. Eğer ki kafası koptuktan sonra 2 defa göz kırparsa, kafanın vücuttan ayrıldıktan sonra da beynin bilinçli faaliyetlerini sürdürebildiğini ispatlamış olacaktı. İddiaya göre gerçekten de koparılan kafasındaki gözleri 2 defa kırpıldı! (Kaynak:https://evrimagaci.org)
8. İmam-ı Azam Ebu Hanife
Geldik 10. köy sakinlerinden benim için çok önemli ve değerli olan bir isme. Ben cürmüme bakmadan böyle bir işe kalkıştım ama, bu değerli insanları yeterince anlatmak, doğru şekilde aktarmak ve her detayı vermek gerçekten zor iş. Az yazsam olmuyor, uzun yazsam okunmuyor. Ebu Hanife beni bu konuda en çok zorlayan isimlerden birisi.
Onun neden bu kadar büyük ve değerli bir insan olduğunu anlamak için yaşadığı döneme, karşı çıktığı düşüncelere ve maruz kaldığı eziyetlere detaylı bakmak gerekiyor. Ama bu kadar tahammülünüz yok yazının uzatılmasına. O nedenle hızlıca göz atmaya çalışalım;
İslam tarihinin en kara, en acılı dönemi Emevi dönemidir. Günümüzde uygulanagelen, hurafelerle dolu çarpıtılmış din anlayışının temellerinin atıldığı dönem de bu dönemdir.
Maalesef, peygamberin ölümünün hemen ardından kabilecilik, Arap milliyetçiliği ve iktidar hırsları geçici olarak gömüldükleri mezardan çıkmış ve tüm diğer inançlarda olduğu gibi, dini iktidar aleti yapmak için hızlı bir karşı devrime başlamıştır. 4 halife döneminden sonra başa gelen Emeviler bu yazdıklarımıza ilave olarak Hz. Muhammed’in de aralarından çıktığı Haşimiler soyuna olan ezeli kıskançlık ve nefretlerini de eklemişler ve çok üzücü katliamlara, cinayetlere ve zulümlere imza atmışlardır.
Bu dönemin incelenmesi, İslam gibi bilim ve akıl emreden bir dinin nasıl düşünmeyen ve bilimden uzak nesiller yetiştirebildiğini anlamak açısından çok önemlidir. Burada hakkını vermemiz ve buna İslam değil, “İslam olduğu zannedilen uydurma din” dememiz gerekli; zira gerçek İslamın bunlarla hiçbir ilgisi yok.
Emeviler öncelikle Peygamber soyundan gelenleri yok ettiler. Hz. Hasan, Muaviye tarafından karısına zehirletildi, Hz. Hüseyin Muaviye’nin oğlu Yezid’e biat etmediği için tüm aile bireyleriyle birlikte kılıçtan geçirilip başı kesildi ve baş şehir şehir gezdirildi. İslam Peygamberinin kızı Hz. Fatıma’ya söven Emevilerle savaşan ve kaybeden Hz. Ali’nin torunu Zeyd bin Ali öldürüldükten sonra gözü, kulağı, burnu ve dudakları tek tek kesildi, iç organları çıkarıldı. Sonra oğlu Yahya’da katledildi.
Muaviye, Hucr bin Adi ve arkadaşlarına Ali’ye lanet okumaları şartıyla serbest bırakılacaklarını söyledi. Kabul etmediler. Hepsi katledildi.
Hangi birini sayalım. Yüzlercesini buraya yazmak mümkün. Ama bilinmelidir ki, İslam tarihinin bu en karanlık devrinin, Hz. Muhammed aracılığıyla yapılan bütün muhteşem devrimleri yıkmak ve kendi çıkarlarına uygun bozulmuş bir din yaratmak için yapıldığı ve maalesef bu yolda çok değerli insanları mahvettiği bir gerçektir.
Son ve en çarpıcı olarak; Harre vakasından bahsetmek ne demek istediğimizi daha yakından anlamanıza yardımcı olabilir;
…Emevi Arapçılığına karşı çıktıkları için, Peygamber kenti Medine’de, 80 küsürü sahabi olmak üzere yaklaşık on bin kişi katledildi. Cinayetlerine ödül olarak “Peygamber şehri, 3 gün boyunca Emevi katillerine mubah kılındı”. Yani canilere istedikleri her şey serbest ilan edildi. Bu serbestlik üzerine, yaklaşık 900 kadının ırzına geçildi… (İmam-ı Azam Ebu Hanife, syf. 113, Yaşar Nuri Öztürk)
Şimdi bu dönemde olduğunuzu, hak dini ve doğruluğu savunduğunuzu ve Arap milliyetçilerine karşı Mevali’den yani Arap olmayan Müslümanlardan biri olduğunuzu düşünün. Bu Hitler döneminde Almanya’da Yahudi olmak gibidir. Ayrıca ilimde, fıkıhta ileri gelen bir alimsiniz ama döneminizde hadis uydurmacılığından, zulme fetva vermeye, halifeliği babadan oğula geçiren bir saltanat dinciliğinden, Hz. Ali’ye camilerde lanet okutmaya kadar akıl almaz uygulamalar yapılıyor.
Kelle koltukta, kendilerine karşı çıkanlara yapılanları görüyor ve duyuyorsunuz. Yüzlerce değerli insanın katli bilgileri size ulaşmış. Ne yaparsınız?
Ebu Hanife susmadı. Lafı eğip bükmedi. Politik davranmadı. Siyasetçilerin yardakçısı olmadı. Emevilerin son zamanlarına Abbasilerin ilk zamanlarına yetişmişti. Emeviler döneminde zaman zaman kendisini kırbaçlatır ve ibret için kentin kalabalık yerlerinde dolaştırırlardı (Age s.216)
Abbasi döneminde halife Mansur önce ondan uygunsuz fetvalar istedi. Alamadı. Onu devlet işlerinin içine çekmek ve kirli işlere bulaştırarak halk nezdindeki itibarını azaltmak istedi. Kabul etmedi. Hediyeler ve imkanlar ile kandırmak istedi. Hepsi geri çevrildi. Son çare olarak Bağdat’ta bizzat Mansur’un elinden zorla içirilen bir şerbet ile zehirlenerek öldürüldü.
Ahlaksızlık ve yozlaşmanın her türlüsüne karşı çıkan, bu konuda ayaklananların tamamına hem madden, hem de manen destek veren İmam-ı Azam aynı zamanda Kur’an’ın doğru anlaşılması, akıl öncülüğünde kıyaslar ve uydurulmuş hadislerin din dışına tutulması konularında büyük çalışmalar ve işler yaptı.
10. köye hoş gelmiş, sefa gelmiş. Ruhu şad olsun…
9. Frederico Garcia Lorca

Yukarıdaki resme dikkatlice bakın.
Sağdaki adam kurşuna dizilmek üzere olan Frederico Garcia Lorca. İspanyanın en büyük şairlerinden biri olduğu kabul ediliyor. Sağdaki adam bir şair, oyun yazarı, aynı zamanda ressam, piyanist ve besteci. Soldakiler ise biiir…. Hiçbir şey. Soldakilerde hiçbir meziyet yok. Onu neden öldürdüklerini de bilmiyorlar. Ne kadar değerli ve yaratıcı bir kafayı yok ettiklerinin de farkında değiller.
İspanya iç savaşında 1936 yılında daha 38 yaşında iken öldürüldü. Başa geçen Francocular etnik ve kültürel temizliğe başlamışlardı ve bu ruh hastaları tarafından kurşuna dizilen 15.000 kişiden biriydi Lorca. Şöyle diyordu sevgilisine;
Özgür olmayan insan nedir?
Söyle bana Mariana…
Söyle seni nasıl sevebilirim
Özgür olmazsam?
Sana kalbimi nasıl açabilirim
Bu yürek benim değilse?
Bu 10. köy sakinlerini yazdıkça garip bir hüzün çöküyor içime. Keşke daha uzun yaşasalardı ve keşke daha iyi bir yer yapabilselerdi dünyayı diyorum bazen. Ama sonra her şeyin hesaplı ve ölçülü olduğunu hatırlıyor ve böyle takdir edenin bir bildiği vardır demeye çalışıyorum.
Bu değerli adamların ve hanımefendilerin başlarına gelenlere eğilmeyişi ve gösterdikleri tavırlar kendi imtihanları ve başarıları. Peki bizim sınavımız ne? Bu Emevileri kim üretti? Muaviye, Yezid, Mansur, Hitler, kim yarattı bunları? Firavunları kim yaşatıyor? Yardımcı ve yaltaklananları olmasa, ondan nemalanan ve çıkar bekleyenler olmasa, ses çıkarmayan “Ne me lazımcılar” olmasa hiçbir zalim zulmedemezdi. “Zulme sessiz kalan dilsiz şeytandır” diyen güzel insan Hz. Muhammed konuyu özetlemiş aslında.
Siz bunu biraz düşünün, ben de üçüncü yazıyı hazırlayayım, çünkü daha yazılacak çok “insan” var.
https://evrimagaci.org/lavoisier-neden-idam-edildi-giyotinle-kafasinin-kesilmesi-sonrasi-goz-kirptigi-dogru-mu-3799
Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk, İmamı Azam Ebu Hanife, Yeni Boyut Yayınları, 7. Baskı, Ankara, 2009,
https://www.biyografi.info/kisi/federico-garcia-lorca

