Çok bilindik bir klişe vardır. Patron adamı kovar ve adam “Sen beni kovamazsın, ben istifa ediyorum” der. Aslında teknik olarak ikisi arasında bir fark yoktur ama insanda bıraktıkları duygular çok farklı olabilir. Elbette bir de, sonunda tazminat alıp alamamak gibi küçük bir farkı içerir.
İşin maddi kısmını bir kenara koyarsak, bir iş akdini öyle ya da böyle sonlandırmak bir şirkette çok uzun yıllar çalışma lütfuna (ya da duruma göre bedbahtlığına) sahip olmayan herkesin başına gelen ve genellikle her seferinde zorlu ve sıkıntılı olan bir durumdur.
İstatistikler, bir şirket ile uzun süreli evlilik durumunun çalışanlar arasında giderek daha da azaldığını ve yeni neslin çok daha fazla iş değiştirerek kariyerine devam ettiğini gösteriyor. Bir çalışanın kovulması ya da işi bırakması ile sonuçlanan olayları başka bir yazıda inceleriz. Ben şu an, artık bu noktaya gelmiş bir işin nasılı ve sonrasına biraz bakmak istiyorum.
Kapıyı Çarpmamak Lazım:
Hepimiz bir gün öleceğiz, bu muhakkak. Ama ne zaman ve daha da önemlisi nasıl öleceğimizi bilmiyoruz. İşin nasıl kısmı önemlidir. Aynı sonuca birçok farklı yoldan gidilebilir. Doğru olan; yaşananlar ne olursa olsun, son perdenin son sahnesini doğru oynamaktır. Kapanış sahnesinde kırıp dökmenin, o kapıyı bir daha açılmamak üzere kapamanın hiç kimseye faydası olmaz. Bir daha çalmayacağınızdan emin olsanız bile bunu yapmayın. Güzellikle, helalleşerek ayrılmak gerekir. Sonuçta bu da profesyonel bir iş yaşamı ilişkisidir ve her ilişki gibi, yürümek zorunda değildir.
Bitmesi gerekeni uzatmayın…

Bitmesi gereken bir ilişkiyi uzatmak, daha kötü şekilde bitmesinden ya da sizi tüketmesinden başka bir işe yaramaz. Her sıkıntıda çekip gitmemek gerek elbette ama bırakma zamanını da bilmek gereklidir. Çalışırken karşılaştığınız sıkıntıların hangilerinin aşılması ve sebat edilmesi gerekli problemler, hangilerinin oradan ayrılmanızı gerektiren kronik sorunlar olduğunu anlamalısınız. Sıkıntılar, sizi siz yapan ana ilkeler ve erdemler ile ilgili ise, fonksiyonunuz anlamsız bir hale gelmişse, artık ne kendinize ne de işletmeye fayda sağlamadığınızı düşünmeye başladıysanız gitme zamanı gelmiş olabilir.
O zaman geldiğinde bu kararı vermek ve eyleme geçmek kolay değildir. İşsizlik korkusu, aynı maaşla bir pozisyon bulamama kaygısı, çoluk çocuk endişesi içinizi kaplar. Bunlara ilaveten, ne kadar kendinizce haklı gerekçeleriniz de olsa, bir “başarısız olma” duygusunu da bir türlü atamazsınız. Bunlar ve daha fazla kaygılar sürekli o kararı almaktan sizi alıkoyar ve süreci uzattıkça uzatırsınız. Uzadıkça da durum daha kötüleşir. Çünkü bir kez kafanızda ünlem ve soru işaretleri derinleştiyse bu kez algıda seçicilik de başlar. Sadece vermeniz gerekli karara uygun olayları görür, negatif konuları daha da büyütmeye başlarsınız.
Ne bir işletme birini kovmak için işe alır, ne de bir insan işe ileride ayrılmak üzere girer. Konuyu bu noktalara getiren birçok durum ve davranış şekli vardır ki, bu yazıda oralara girmeyeceğiz. Ancak bir vesile ile o noktaya gelinmişse durup kısa bir değerlendirme yapın. Konunun sizin için ne kadar dayanılmaz olduğunu iyi düşünün. Bilin ki tam istediğiniz gibi bir yer yok ve hiç olmayacak. Her zaman bazı problemler ve anlaşmazlıklar yaşanır her iş yerinde. Siz bu problemin neresindesiniz, çözüm için olası tüm yolları denediniz mi iyi düşünün. Ayrıca problemin sizden kaynaklanan kısmı için de dürüst olun. Bu değerlendirme sonucu olumsuzsa da artık uzatmayın ve hayatın yeni imkanlarına bakın.
Öğrenin…
İnsan mutlu ve rahat olduğu anlarda değil, sıkıntıda olup zorlandığı anlarda öğrenir ve tecrübe kazanır. Her biten ilişki, doğru gözlerle baktığınızda, çok değerli dersleri içinde barındırır. Nerede hata yaptığınızı, neleri yönetmekte zorlandığınızı, bir dahaki sefere daha baştan neleri konuşup neleri düzgün şekilde yapılandıracağınızı öğreniyorsanız, bu işten ayrılma ya da kovulma aslında sizin için çok değerli bir armağan olmuş demektir. Başarısızlıklarından öğrenmemiş ya da hayatında hiç başarısızlık tatmamış birine inanıp güvenmem ben.
Abartmayın…
Kovulmak ya da işten ayrılmak dünyanın ya da kariyerinizin sonu filan değildir. Olayı olduğundan daha dramatik ve acıklı bir hale getirmeyin. Kendinizi yemenin ve depresyona girmenin sürecin sonrası için hiçbir faydası yok. Onun yerine, bunu yeni bir fırsat olasılığı olarak değerlendirmeli ve düşüncelerinizi pozitif tutarak önünüzdeki sürece bakmalısınız. Bunun için ilk şoku atlatacak birkaç gün verin kendinize ve pozitif olmadan yeni arayışa ve iş görüşmelerine girmeyin.
Bunun başınıza gelmesi, kötü biri ya da berbat bir çalışan olduğunuz anlamına gelmiyor. Şu an tanıdığınız birçok ünlü ve zengin insan da defalarca kovuldu ya da red edildi. Önemli olan hayatta başınıza ne geldiği değil, sizin buna nasıl tepki verdiğinizdir.
Kovulmak için yanlış zamanda yanlış kişiyi kızdırmanız yeterlidir mesela. Herkes sessiz kalırken doğruları söylemeniz, birinin örtmeye çalıştığı eksikleri çıkarmanız gibi sebepler olabilir. Üst amirinizle yıldızlarınız, frekanslarınız barışmamış da olabilir. Kendinizle ilgili kendinizle konuşurken dikkatli olun. Sürekli olumsuz cümleler kullanmayın, zira doğru değiller. Durumu abartmayın ve önünüze bakın. Ne demiş rivayete göre Şems-i Tebrizi:
“Hayatım alt üst olacak diye üzülme. Ne biliyorsun altının üstünden daha güzel olmadığını?”
Arkadan konuşmayın
Birisi vefat ettikten sonra, birisi eski sevgiliniz olduktan sonra ya da bir işletme eski işyeriniz haline geldikten sonra onlarla ilgili ağzınızdan sadece hayırlı sözler çıkmalıdır. Durum aksi bile olsa, içiniz nefretle dolu bile olsa bu böyledir. Övmek zorunda da değilsiniz. Kötü konuşmayın yeter. Çünkü hiç kimse bir önceki ilişkileri hakkında sürekli negatif olan birine pozitif bakmaz. Yaşanan yaşanmıştır ve bir sebep için yaşanmıştır. Sakın eski işiniz ya da çalışma arkadaşlarınızla ilgili atıp tutmayın. Kimin nerede kimi tanıdığını asla bilemezsiniz. Ancak elbette, siz bu davranışı ileriki kariyerinize olası muhtemel etkisinden değil, temel ahlak ve erdeminizden yaparsanız daha güzel olur.
Profesyonel Yardım Alın
Birçok profesyonel yardım var ve eğer ihtiyacınız varsa bunlar için zaman ve para harcamaya asla çekinmeyin. Eğer ruh haliniz kötü ise bir terapist çok daha hızlı toparlanmanızı sağlayabilir. İş bulmanızı kolaylaştıracak alanında uzman kişiler de süreçte çok destekçidir. “Head Hunter” (Kelle avcısı) diye tabir edilen, şirketlerde önemli pozisyonlar için eleman bulan IK danışmanlık firmaları ile de temasa geçebilirsiniz. Gökten iş daveti filan inmiyor yani, birşeyler yapmalısınız. Tüm “sosyal ağ”ınızı da devreye sokup tüm kaynakları uygun bir iş bulmaya yönlendirmeniz de gerekli.
Ama…
Bunların hepsinden önce, oturup ne istediğinize ve nasıl istediğinize karar vermenizi öneririm. Hayalinizdeki işi, pozisyonu önce kendinize anlatamıyorsanız başkasına nasıl anlatacaksınız. Tam olarak ne istediğinizi bilirseniz, karşınıza fırsat çıktığında istediğinize yakınlığına göre değerlendirme yapabilirsiniz. Elbette bir de madalyonun öbür tarafı var. Uzun zamandır işsiz olmak, finansal açıdan sıkıntılı bir duruma girmek gibi nedenlerle birçok insan “iş olsun da, nasıl olursa olsun” durumuna girebiliyor. Yukarıda yazdıklarımın tamamı da bir başka ” hmm tabi tabi” yazısına dönüşüveriyor.
Hayatın gerçeklerini bilmiyor ya da yüzlerce iş fırsatı arasından hangisini seçsem dediğim bir noktada bulunuyor değilim. Ancak ilerlemeniz üzerinde hiçbir hükmünüz yoksa ve herşey “denk” gelmeye ya da bir kıyağa bakıyorsa oturup kendiniz ve yetkinlikleriniz üzerinde de düşünmenizde fayda var.
Netice-i kelam, inişli çıkışlı hayat yolunun bir parçası bu ayrılıklar ve yeni maceralar. Bunlara nasıl baktığınız ve kendinizi nasıl hazırladığınız giderek daha da fazla önem kazanmaya başladı.
